Çocukların Kreşe Başlama Süreci

Göçmen Anneler’in kreşe başlatma süreciyle ilgili soruları ışığında Pedagog ve Okul Öncesi Eğitmeni Hatice Bisgin kaleme aldı;

Çocuğum ne zaman kreş ya da anaokuluna başlamalı; doğru zaman ne zaman? 

Her çocuğun gelişme hızı, karakteri, yapısı ve onu etkileyen dış etkenler ne kadar farklıysa, okula başlamanın doğru zamanı ve yaşı da o kadar farklı olabiliyor.
Avrupa genelinde en sık kreşe başlama yaş aralığı iki ila üç yaş arası iken, çok daha erken kreşe başlayan çocuk sayısı giderek artmakta. Tüm çocuklar için geçerli olan doğru ya da yanlış bir kreşe başlama yaşı yoktur zira doğru zamanı bir çok etken belirler.
Her insanın yaşamı ve karakteri farklıdır, dolayısıyla en doğru olan yaklaşım bireysel olandır. Bu çocuk için de böyledir:
• Ebeveynlerin çalışma durumu
• Çocuğun başka çocuklara giderek artan ilgisi
• Ev ortamında ya da günlük hayatta kısıtlı şekilde sağlanılabilen sosyalleşme olanakları
• Yeni dil öğrenimi ya da mevcut olan dilin gelişimi
• Evde çocuğa bakma sorumluluğunun büyük kısmını üstlenmiş olan ebeveynin fiziksel ve ruhsal durumu
• Yeni yerleşilen ülkeye her açıdan alışma ve yerleşme süreci
• Çocuğun okul ya da kreş konusuna duyduğu ilgi
• Pedagojik destek gereksinimi
• Çocuğun gidebileceği alternatif yerler ya da farklı çözümler (mesela bakıcı)
• Çocuğun pozitif gelişimi için gereken bir ya da daha fazla gelişim alanında ihtiyaç duyulan destek…
Tüm bunlar sadece kreşe başlamadan önce karar aşamasında göz önünde bulundurulacak unsurlardan bir kaçı. Bu unsurlar da ailenin ve çocuğun durumuna göre değişebilir.

Okul Seçimi; kreş mi yoksa anaokulu mu?
Zamanlama kadar doğru okul ya da kreş seçimi de kafa karıştıran bir konudur. Bu noktada ailenin ve çocuğun ihtiyaçları göz önünde bulundurularak hareket edilmelidir. Belli başlı göz önünde bulundurulması gerekenleri özetlersek:
• Konsept
• Eve yakınlığı
• Açılış ve kapanış saatleri
• Ücret
• Hijyen
• Sınıfların yaş bölümü
• Çalışan sayısı ve sınıfta öğretmen başına düşen çocuk sayısı

• Çocuklara fiziksel hareket alanlarının olup olmaması
• Sunulan hizmetler: aktivite, yemek, geziler, özel destek, çalışanların uzmanlık
alanları, vb.
• Okulun çocuğa bakış açısı
• Gelişim dokümentasyon seçenekleri, …
Yukarıdakiler ve daha fazlası en iyi biçimde sağlanmış olsa bile, değinmek istediğim çok daha önemli olan bir
nokta var: Güven.

Eğer çocuğunuzu emanet ettiğiniz okula ve öğretmene karşı güven duyamıyorsanız, en iyi konsept, sunulan en farklı aktivite ve hizmetler işe yaramayacaktır. Çocuklar, ailelerin duyduğu şüpheyi, tedirginliği ve güvensizliği hissederler. Bu durum ise kalan herşeyi olumsuz yönde etkiler. Kayıt ya da okulu gezme amaçlı gidilen ziyaretlerde, iki tarafın da beklentileri hakkında konuşmak faydalı olabilir. Okul ve aile arasında, güven ve saygı üzerinde kurulmuş sağlıklı bir iletişim herşeyden önemlidir. Bu iki taraf için de geçerlidir, çünkü öğretmen de ilk başta çocuğunuz ve durumunuz hakkında verdiğiniz bilgiler doğrultusunda bir izlenim edinecektir.

Okula alışma süreci
Okula alışma ya da alıştırma süreci dediğimiz okula başladıktan sonraki zaman da çoğu zaman stresli olabiliyor. Farklı okulların farklı alıştırma süreçleri vardır ve her bir ülkede farklı bir yaklaşım yaygın olabilir. Her açıdan en sağlıklı ve uygun konseptler; baştan sonra bir süreç içeren, çocuğu aşamalı olarak alıştıran konseptlerdir. Örnek olarak Berlin ve Münih alıştırma modelleri en bilinenler arasındadır. Münih modeli, Reggio pedagojisine yakın olmakla birlikte daha çok çocuğu ön plana koyarken, Berlin modeli velilerin ve öğretmenlerin bakış açısını da kapsar. Benim kişisel yaklaşımıma göre; günümüzün genel günlük yaşam şartlarına dayanarak, Berlin modeli en sağlıklısıdır, sadece çocuğun değil, ailenin durumuna göre esnekliğe de yer verir.

Berlin Modeli; Temel Evre, Sağlamlaştırma ve Ayrılma Evresi, Bitiş Evresi olmak üzere 3 ana bölüme ayrılır.

1- Temel Evre: İlk üç gün, anne veya babanın çocukla birlikte kreşte durur; ilk gün bir saat, ikinci gün iki saat, üçüncü gün üç saat olmak üzere, çocuğun kreşte kaldığı süreyi giderek artırılır. Oyunlara veya aktivitelere katılması için çocuğa ısrar edilmez, amaç çocuğun gözlemlemesi ve ebeveyniyle birlikte ortama güven duymasıdır.

2 – Sağlamlaştırma ve Ayrılma Evresi: Takriben 4. ila 10. günleri kapsayan günlerde, ebeveynin çocuğun yanından kısa sürelerle ayrılmaya başlar ve her gün ayrı kaldığı (çocuğun göremeyeceği bir yerde beklediği) süreyi giderek artırır. Çocuğun yanında kaldığı sürelerde de çocukla aktif olarak ilgilenmez, kendini geri planda tutar. Bu evrenin amacı; çocuğun öğretmenine güvenmesi, alışması, ebeveyni olmadan orada durabilmeye alışmasıdır.

3- Bitiş Evresi: 10.günden sonra başlayan bu evrede ebeveyn artık kreşte durmaz, çocuk ailesinin gidişini protesto edip ağlasa bile öğretmenin kendisini teselli etmesine izin verir. Yine de ebeveynlerin telefonla ulaşılabilir olması ve çocuğun ısrarcı protestosu ihtimaline karşı her an okula gelmeye hazır olmaları önerilir. Bu 3 evrenin ardından çocuğun en fazla 3 hafta içinde okula tamamen alılacağı öngörülür.

Okula başlama sürecinde farklı okulların ve ülkelerin farklı alıştırma süreci konseptlerini kıyasladığınızda aradaki farklar şaşırtıcı gelebilir. Örneğin, hiç aklınıza yatmayan, fakat alternatifi olmadığı için kabul etmek zorunda olduğunuz bir alıştırma süreci konsepti ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Bu noktada, güvenip denemekten başka bir çareniz olmayabilir. Bu durumda, eğer aylar sonra bile pozitif gelişmeler yaşanmıyorsa ve bir türlü güven duygusu sağlanamadıysa (yani sağlıklı iletişim imkansızsa), başka okullara bakmak faydalı olacaktır. Biz bunların olmadığını varsayalım ve ‘normal’ bir alıştırma sürecini düşünelim. Bu durumda güvene ‘istikrar’ da ekleniyor. Eğer alıştırma sürecinde veli istikrarlı olmakta zorluk çeker ve kararsız bir şekilde ilerlerse, bu durum çocuğa da yansır. Elbette ailesinden ayrı kalmaktan başta hoşlanmayan çocuk, ailesinden etkilenir ve hissettiği ya da açık şekilde yaşadığı kararsızlık, alışma sürecini daha da zorlaştırır. Alıştırma sürecini kolaylaştıran unsurlar; istikrar, kararlılık ve çocukla hızla güzel bir bağ kurabilen öğretmendir. Öğretmen çocuk ile sağlıklı ve sıcak bir ilişki kurarsa, çocuğun zorlandığı anlarda onu daha çabuk sakinleştirebilecek ve çocuğun da bulunduğu yeni ortama güvenmesine yardımcı olacaktır. Aynı dili konuşmak her ne kadar kolaylık sağlasa da, farklı diller konuşmak güvenli bir ilişki oluşturmasını engellemez. Çocuğunuza ve kendinize zaman tanıyın. Biz yetişkinler bile alıştığımız rutinler, günlük alışkanlıklarımız veya bildiğimiz kurallar değiştiğinde zaman zaman zorlanabilirken, çocuklarımızın da aynı şekilde zorlanabileceğini unutmamalıyız. Önemli olan çocuğunuza, kendinize ve öğretmenlere güvenmenizdir.

Alıştırma sürecinden sonra başa dönmek (Regresyon):
Zaman zaman çok başarılı geçmiş alıştırma süreci sonrası bir geriye dönüş yaşanabilir. Bazı çocuklar bizim alıştırma süreci diye adlandırdığımız okula başlama zamanını aslında öyle algılamaz. Belli bir süre sonra; her gün belirli bir zaman orada kalacağını, annesinin ya da babasının gideceğini idrak eder. Gerçek alıştırma süreci bu noktadan itibaren başlar. Fakat aynı şekilde yine güven ve istikrar, öğretmen ile birlikte takım çalışması önemlidir. Mümkün olduğunca öğretmen ile iletişim halinde olmak ve
birlikte hareket etmek pozitif gelişmeleri destekler. Bu da sağlıklı bir iletişim çerçevesinde gerçekleşebilir.

Ev ortamında hırçınlaşma, artan ağlama:
Çocuğunuz yeni bir ortama, farklı günlük olaylara ve kurallara, kulağının belki de pek alışık olmadığı bir dilin konuşulduğu bir yere ayak uydurmaya çalışıyor. Çeşitli olayları, sosyal bağları ve olguları anlamak için çaba gösteriyor. Her gün her alanda
gitgide ilerliyor da. Belki yeni dilde ilk sözcükler, şarkılar, belki de sınıfta ya da grup içerisinde edindiği ilk önemli roller ve arkadaşlıklar meşgul ediyor onu. Bu durumda eve geldikten sonra her zamankinden daha hırçın, daha tahammülsüz ve sabırsız görebilirsiniz çocuğunuzu. Okulda herşey yolundaysa, ama evde hırçın haller arttıysa, bu, çocuğunuzun gün içerisinde yaşadığı şeyleri hazmetmeye çalıştığı anlamına gelebilir. Biz yetişkinler bile yorucu bir iş gününün sonunda, akşama doğru, sabır ve enerjimizin azaldığını hissedip tahammülsüzleşirken, çocuklarımızı hırçınlaştıklarında hoş görmemek haksızlık olur. Önemli olan yine bu hisleri de sağlıklı bir şekilde yönetebilmek ve başa çıkabilmek. Yine de birşeylerin gözden kaçmış olmaması için bu durumda da öğretmen ile iletişim halinde olmak ve okul sonrası evde olan durumdan bahsetmek faydalı olacaktır.

Her ne olursa olsun, gönlünüzü olumlu (pozitif) tutmaya çalışın. Bizim olumlu yaklaşımımız çocuklara güvenli bir ortam yaratır. Zorluklar, aşılmak, yeni şeyler öğrenmek ve ilerlemek için vardır. Bu çocuklarımız için de geçerlidir. Her ne kadar onların zorlandığı durumlarda içimizden sonuna kadar herşeyi onlar için çözmek gelse de, bazı şeyleri kendi başlarına aşmaya çalışmalıdırlar. Çocuğunuz zorluklarla başa çıkarken, öğretmeninin ve sizin desteğiniz gereklidir elbette. Özgüven, reziliyans (zorluklarla başa çıkabilme, esneklik ya da psikolojik sağlamlık şeklinde Türkçe’ye çevirilebilir) ve kendine
yeterlilik duygusu kazanılacak sayısızca şeylerin sadece bir kaçı.

Umarım yazdıklarım ile sizlere az da olsa yardımcı olmuşumdur. Bir sonraki yazımda multilingual yani çokdilli bir çevrede yetişen çocuğun gelişimine dair sorularınızı cevaplandırmaya çalışacağım.

Sevgiler,
Pedagog Hatice Bisgin

One Reply to “Çocukların Kreşe Başlama Süreci”

  1. Kreş/Anaokulu seçimi yapilirken çalişan egitmenlerin alanda egitimi olup olmadiğina ve ne kadar süredir kurumda çaliştiğini da ebeveynler göz önünde tutabilir. Eğitmenlerin uzun süreler ayni kurumda çalişiyor olmasi iyiye işaret olabiliyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir