Güneşinizin Ayarları ile Oynamayınız

İskandinavya denildiğinde hemen herkesin aklına soğuk gelir. İsveç’te birinci yılımız dolarken geriye bakıyorum da, Kuzey Avrupa’da bizi en çok zorlayan coğrafi unsur bizim de aklımıza önceden hiç gelmemiş. Kıtlığı da bolluğu da farklı sorunlara gebe, devasa devinimli gün ışığı!

Kış aylarında, doğması ile batması arasındaki süre 4-5 saat olan güneşin, bulutların arasında sürekli saklambaç oynadığı bir mevsimle başladı bizim göçmenlik maceramız. Haliyle de önce gün ışığının kıtlığı ile yaşamayı keşfetmemiz gerekti. Öyle şansımız yaver gidip de kolay yoldan da öğrenmedik üstelik. Türkiye’de ultra-maraton koşan eşimin, kolunu kaldıracak enerji bulamaması ile ilkin ne yapacağımızı şaşırdık. Sorup soruşturup da D vitamini eksikliğinin semptomlarını yaşadığını anladığımızda, sağlığımız için lif yönünden zengin dengeli beslenmek, yeterli su içmek, düzenli D vitamini takviyesi almak ve fiziki aktivitemizi geliştirmek yönünde birbirimizi motive etmeye karar verdik. Hava durumu çok olumsuz olmadıkça bisiklet ve/veya yürüyüş ile gündelik hareketliliğimizi arttırmaya koyulduk. Hemencecik sonuç da beklemeyip, irademizi koruyarak aylarca sürecek karanlık kışla yaşamayı öğrenmeye giriştik. Soğuk kışla demiyorum bakın, soğuk hem daha tahmin edilebilir hem de çaresi daha kolay, merak ederseniz onu da başka bir yazı da yazarım elbette. Ama bu karanlık çok yabancısı olduğumuz bir durumdu. Mesleğimden gelen bir alışkanlıkla, fizyolojimizin ışıkla olan ilişkisini göçtüğümüz bu topraklarda nasıl düzenleyebileceğimizi anlamak için üniversite kütüphanesinde bulduğum kaynaklardan neler yapabileceğimizi okumaya giriştim. Eğer yaptıklarımız işe yaramazsa, eşimin mavi ışıkla aydınlatılmış odaları olan merkezlerden birisinde ışık terapisi alması gerektiğini öğrendim. Bu enerji veren ışığı, tüketici elektroniği satan bir firmada da bulunca, her gün düzenli kısa terapi için eve almaya karar verdik. Günlük uyguladığımız 20 dakikalık mavi ışık seansları başlar başlamaz, kedimiz de koşup gelip lambanın önüne yatmaya başladı. Sanırım onun da gün ışığına dayalı sirkadyen ritmi zorlanıyordu. Ancak kedimizi asıl mutlu eden, sabahları çıkardığı kuş cıvıltıları sesiyle beraber güneşin doğuşu esnasındaki ışık rengini ve miktarını taklit eden uyandırma lambası oldu. Yaşlı kedimiz, uzun süre evin içinde her sabah ötmeye başlayan bu kuşları aradı durdu.

Bütün bu yaptıklarımız işe yaramış olsa gerek ki, eşim nihayet kendisini daha zinde hissederek, perakendecilerin aydınlatma reyonlarını dolaşmaya başladı. Bir gün eve elinde akıllı olduğunu iddia ettiği ama fiyatı insanın aklını başından alan ampuller ile geldi. Böylece hayatımıza gündüz saatlerinde beyaz, akşam saatlerinde sarı ışık veren akıllı ampuller girdi. Hatta daha sonra bunlara bir de akıllı baz istasyonu eklendi, tüm evin sabah kurduğumuz saatte güneş doğmuşçasına kademeli aydınlandığı, akşam da kurduğumuz saatte güneş batıyormuşçasına karanlıklaştığı bir atmosferik düzenlemeye geçtik.

Nihayet sabah beynim de en az bünyem kadar net uyanabilmeye başlayınca, otobüs durağında beraber beklediğim insanların ceplerinden, çantalarından sarkan çeşit çeşit reflektörü fark ettim. Kısa farlar ile trafikte ilerleyen bir aracın sürücüsünün üzerinde koyu renk kıyafet olan yayayı ancak 25 metre mesafeden itibaren görebildiğini ve 50km hızla çarpılan bir yayanın hayatta kalma olasılığının sadece %20 olduğunu öğrenmemle beraber marketlerde ve eczanelerde gördüğüm çeşitli şekillerde ve renklerde … kedili, köpekli, geyikli, kalpli .. reflektörlerden almaya koyuldum. Ayrıca, bisikletlerimizin jantlarına, ön sepetlerine ve arkalarına da görünürlük arttırıcı LED ışık ve reflektörler yerleştirdik.

Böyle günler birbirini kovalarken biz tam gün ışığının yokluğunu öğrenmeye başlamıştık ki, bu defa tam tersi olmaya başladı. Gündüzler uzadıkça uzamaya, içimize doğan Bahar enerjisi bizi giderek daha uzayan saatler boyunca uyanık tutmaya başladı. Mayıs ayında bir gün, değerlendirdiğim tezin aynı sayfasını 5.kere okuyup da anlayamadığımı, çünkü çok uykusuz olduğumu fark ettim. Akşamları evin içine dolan gün ışığından dolayı uykumu tam alamadan uyanıp, giderek kronikleşen bir yorgunluk yaşamaya başlamıştım. Bu defa gün ışığının fazlalığı beni fena yapmıştı. Uyku gözlükleri ile yatsam bile adeta alnımdan beynime sızan ve hiç kesilmeyen bir ışık vardı. Aklımıza ilk gelen daha koyu renk perde almak oldu, dünyanın bu köşesinin meşhur mobilya perakendecisinden ‘dark-out’ perdeler bulup astık. Ama güneş o kadar kuvvetle doğuyor ve evin camlarına öylesine bir açı ile vuruyordu ki, perde ile pencere arasındaki boşluklardan içeri doğru tüm heybeti ile parlamaya devam ederek beni asla uyutmuyordu. Ne yapsam olmuyor diye ağlamaklı bir hale gelmişken, dekorasyonda bir zirve olarak hayatıma alüminyum folyo girdi. Estetik zevklerimiz büyük oranda uyuşan eşimin inanamayan bakışları altında çaresizce yatak odası camlarını folyo ile kapladım, ama bir kat yetmedi, bir enine bir boyuna iki kat kapladım. Oda kapısının eşiğine da kalınca bir battaniye koyunca, nihayet karanlık bir oda elde ederek, haftalardan sonra uyuyabilmeyi başardım. Sadece ben değil, o odada kedimiz de gün boyu mışıl mışıl uyumaya başladı.

Yazın 23 sularında batarmış gibi yapıp da ufuk çizgisini pembeleştiren, sonra da 02’de gündoğumu konumuna geçerek, sabah 04-05 civarında neredeyse Türkiye’deki öğlen saatlerindeki güneş ışığını ve ısısını bulan yaz günlerinde de şapka, gözlük ve güneş sütü ile güneşten korunma çabası da yürütmek gerekti. Uzun yaz gündüzlerinin keyfi bambaşkaydı, tekrar geleceğini bilmek de güzel hissettiriyor doğrusu.

Şimdilerde, İsveç’te birinci yılımız, İskandinavya ile tanışıklığımız da ise ikinci yılımız dolarken kaleme aldığım bu satırlar sırasında, güneş 07:20’de doğup 15:50’de batıyor. Önümüzde ise 21 Aralık var, en uzun geceye doğru ilerliyoruz, güneş 08:30’da doğup 15:15’te batacak. Öyle güneş dediğime de bakmayın, lafın gelişi. Hava tahminlerine göre önümüzdeki 15 gün boyunca güneşin bulutların arkasından çıkacağı tek bir gün bile öngörülmüyor. Biz ise bu kışa pek Hygge giriyoruz, sanırım bu coğrafyada mevcut gün ışığı döngüsü ile uyumlanmayı nihayet içselleştirdik 😉

Selcen Öztürkcan – Kalmar / İsveç

http://www.selcenozturkcan.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir