Kötü Hava Diye Bir Şey Yoktur

“Kötü hava diye bir şey yoktur, sadece hava durumuna uygun olmayan kıyafet vardır” deyimi bir yabancının İskandinavya’da en sık duyacağı sözler arasında ilk sırada geliyor. İsveç’te birinci yılımızı doldurduğumuz bu günlerde hava sıcaklıkları da termometrenin eksi tarafına meyil etmeye başlarken, ben de Mars uzay üssüne gidecek ilk turist kafilesine katılabilirmişçesine giyinip kuşanacağım kıyafetlerimi el altına yerleştirdim bile. Kış astronotu bendenizin ekipmanı tam bir komedi olsun varsın, nihayet artık hem dışarıda üşümüyor hem de kapalı mekanda pişmeden çalışabiliyorum. Türkiye’den ilk geldiğimde kar anorağıyla tir tir titrediğim daha dün gibi hafızamdaki yerini taptaze koruyor. Geçtiğimiz kış -31C ile şahsi soğuk zirvemi yakalarken keşfettiğim kıyafet katmanları benim için konforlu bir kış geçirmenin anahtarı. Hazırsanız Adana’da büyümüş acemi astronotun İskandinavya’da giyim kuşam rehberine başlıyoruz.

En iç katman: Soğuğa uygun giyimde cilde temas eden katmanda yer alan kıyafetler – yani iç çamaşırları, atletler, taytlar ve çoraplar – ilk durak. Anneannemin, babaannemin giymemi tembihlediği pamukluları yavaşca aldığım yere geri bırakıyorum. Teri emip, bu soğukta hızlıca cildimi çevreleyen bir buz katmanına dönüşecek pamuklular ile dolaşmayı terk ettim. Yünlüleri de giyince iç mekanlarda buhran geçirmek işten değil. En iyisi ‘termal’ etiketli ürünlere yönelmek, hava -15C’nin altına inmeye başladığı vakit de eğer dışarıda uzunca kalacaksam merinos teknik termal içlikleri kullanmak. Ama bu merinos içliklerle kaloriferli ortam fenalık verici oluyor, bu yüzden en çok sentetik kumaştan üretilmiş yumuşak dokulu termaller iş görüyor.

Orta katman: İç mekanlarda gezinirken kıyafetlerimde şıklığı gözeteceksem ipekliler üzerine kaşmir ya da merinos ince yünlüler kombinliyorum, daha sportif bir giyim tercih edeceksem de polarlar veya merinos teknik tekstil hırkalar oldukça kullanışlı. Tamamıyla pamuklu olduğu için kottan uzak durmalı, zira hem ıslandığında asla kurumayacak, ıslanmasa da zaten çivi gibi soğuğa karşı bacakları asla sıcak tutmuyor. İçi polar katman kaplı kot pantolon hariç diğer tüm kotları Bahar’a dek ortalıktan kaldırdım. En rahatı da termal külotlu çoraplarla, taytlarla yumoş yumoş gezmek. -15C’dan daha soğuk havalarda ise termal tayt altına termal içlik giyip dışarıda bile dolanılabiliniyor. Bir de bir kat iç mekan pantolonu giyip, üzerine dışarıya çıkarken ikinci bir kat su ve rüzgar geçirmeyen pantolon giyenler de oluyor.

Dış katman: Kaşe paltolarla Bahar’da buluşmak üzere vedalaştım. Polyester dolgulu kar anoraklarını, hele ki boyları da sadece bele kadar ise en fazla 0C’ye kadar giymek mümkün. Rüzgar ve su geçirmezlik olmaksızın herhangi bir mont ile dışarıda gezme hayallerini de Bahar’a erteledim. -15C’ye kadar dize kadar kaz tüyü mont, -15C’den daha soğukta ise bu monta ek olarak ya bilek uzerine kadar inen mont-etek ya da direkt bilek uzerine kadar kaz tüyü mont gerekli. Cocukların giydiği vücud tulumları da aslında çok kullanışlı duruyor, henüz onları denemedim 🙂

Atkı, bere, eldiven, tozluk: Baş en fazla ısı kaybı olan organ. Maalesef güzel şapkalar ve kepler de berenin yerini tutmuyor. Bere, polar iç malzeme ile kaplı ya da tamamı mikrofiber polar kumaştan ise çok kullanışlı ve sıcacık oluyor. Tabii bere taktım diye kapüşonu bir kenara bırakmıyorum, polar atkımla (ya da buff’la) boynumu tamamen kapatıp, ense kökümden girecek o pis soğuğu kesmek için kapşonu da kapatabiliyorum. Civardaki ergenlerin gülüşmelerine maruz kalmak üşümekten daha iyi sonuçta;) Geldik eldivenlere, 0C ile eldiven takmaya başlamalı, eller soğuktan fena oluyor. -10C civarında ise eldiven de kesmiyor, parmaksız eldiven diye de bilinen “mitten”e geçmek gerek. Eldiven ve mitten kaybetme derdine son veren çözümler var, omuzdan gecen iple birbirine bağlı çiftler ya da bileğe gecen lastik ile elden çıksa bile kola asılı kalanlar gibi. Baldırları üşüyenlere ise, gençliğimizin aerobik modasının tozluklarının termal versiyonları iyi koruma sağlıyor.

Bot: En zor keşfim bu oldu. Botların hem buzda yeri tutup kaymaması, hem soğukta şişen ayakları sıkmaması, hem hafif olması, hem fazla kalıpsız kalıp ayağın içinde kayıp da bilek burkulmasına yol açmaması, hem konçları açık kalmayıp yere buzlanma için serpilen çakıl taşlarına geçit vermemesi, hem kolay giyilip/çıkarılır, ısı izolasyonlu ve tabii su geçirmez olması gerek.

İç mekanda ayakkabı: Kışın iş yerinde botları bir kenara koyup, terlik ya da daha gündelik ayakkabı giymek yönünde oldukça konforlu bir moda var, deniyorum ve mutluyum.

Çanta: Kış bitene kadar sırt çantası kullanmak, hem iki sapını da giyerek daha dengeli olmak, hem de buzda kayıldığında bir yerlere tutunabilmek için ellerin boşta olması için avantajlı. Su geçirmez olanlar içine koyduklarımı da koruyor üstelik.

Reflektör: İskandinavya’da kış sadece soğuk geçmiyor, bir başka yazımda (buraya link gelmeli) bahsettiğim üzere çok da karanlık geçiyor. Yayaların en fazla yaralandığı trafik kazaları gün ışığının iyice azaldığı Aralık ayında yaşanıyor. Görüş mesafesi o kadar azalıyor ki, koyu renk kıyafetler giymiş ve hiç reflektör takmamış bir yayayı, kısa farları açık bir aracın sürücüsü 25 mt mesafe kalana kadar fark edemiyor bile. Bolca reflektör edinip, kıyafetlerime iliştirerek kendimi görünür kılmaya çabalıyorum.

Cildin açıkta kalan kısımları, mesela yanaklar da soğuktan fena oluyor. Eczaneden aldığım soğuk kremi faydalı oluyor.

Ve tabii, “havalar nasıl olursa olsun sizin havanız iyi olsun” klişesini de unutmayalım 🙂

Önemli not: Bahsettiğim kıyafetler arasında yer alan vegandostu olmayan ürünler için, başta biricik kızım Zeynep ve yakın dostum Ayça olmak üzere tüm veganlardan özür dilerim, umarım gelecek yıllarda bu yeni deneyimlediğim sert soğuk karşısında kapıldığım panik olmadan vegandostu kıyafetleri de keşfedeceğim.

Selcen Öztürkcan  / Kalmar-İsveç

Yazarın diğer yazıları: Güneşinizin Ayarları ile Oynamayınız

Güneşinizin Ayarları ile Oynamayınız

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir