Yeni Bir Kültüre Alışmak: Vaadedilen Gül Bahçesinin Dikenli Yolları

Globalleşen dünyanın ve son dönemlerde artışına şahit olduğumuz üzere Türkiye’nin de gerçeklerinden biri; yurt dışına taşınmak. Çoğunlukla daha iyi bir eğitim, daha parlak bir kariyer, daha güzel bir gelecek veya en azından daha farklı deneyimler gibi olumlu beklentilerle yurt dışına taşınma kararı veriliyor. Taşındıktan sonra yeni ülkeye uyum sürecinde elbette hiç kimse gülbahçesi vaadetmiyor. Yolun sonunda bir bahçe gözükse de, bu yolda dikenler olduğu da bir gerçek. Bu zorlu yolun en büyük dönemeçlerinde biri de ‘Kültür Şoku’. Kendi kültürel çevresinden uzaklaşıp yeni bir çevre ile tanışan kişinin yaşadığı deneyime Kültür Şoku adı veriliyor. Kültür Şoku, bizim dilimizde olumsuz bir deneyimi ifade etse de, aslında karşılaştığımız değişik yaklaşım, tutum, inanç veya değerlere alışma, uyum sağlama veya onları reddetme tepkilerimizin tamamını kapsıyor.

Yeni Bir Kültüre Alışırken; Gülü de Dikeni de Sevmek

Yeni bir yaşam tarzına geçiş yapan ve yeni bir ülkeye taşınan kimselerin uyum sürecinde bocalamalarının başlıca sebeplerinden biri, yeni bir kültürle karşılaşmak. Bilim insanlarınca yapılan araştırmalara göre yeni bir kültürde yaşanan uyum sürecinin 5 ana evresi bulunuyor.

  1. Balayı Dönemi
  2. Endişe Dönemi
  3. Mücadele Dönemi
  4. Alışma Dönemi
  5. Uyum Dönemi

Süreç boyunca yurt dışına taşınan kişilerde en sık rastlanan problemler; çok fazla yeni bilgi edinmekten kaynaklı kafa karışıklığı, anadili farklı olan bir ülkede dil engeli (yeni bir dil öğrenmek zorunda kalmak), nesil farkı (içine yeni girilen çevredeki baskın yaş grubunun farklı olması), teknoloji bariyeri (yeni girilen ortamda kullanılan yeni teknolojilere ve araçlara vakıf olamamak), yeni ve farklı bir yeteneğe ihtiyaç duymak, memleket hasreti (memlekete ve alışık olduğu kültüre yönelik özlem),  geri dönmeyi isteyecek kadar çok özlem, iş kaybı ve sonucunda yaşanan kendine güvensizlik, sıkılmak ve daha az sosyalleşmek. Kültür Şoku’nu tamamen engellemenin henüz bulunmuş bir formulü olmasa da, kültür şokuna sebep olan başlıca etmenleri iyi belirlemek ve reddetmek yerine bu süreci olduğu gibi kabullenip uyum sağlamaya çalışmak doğru bir mücadele yöntemi olabilir. Ancak her bir etmeni çözümlemenin de doğru bir yolu bulunmuyor çünkü her bir farklı kültürden, her bir farklı birey bu süreçten farklı şekillerde ve farklı düzeylerde etkileniyor.

1 – Balayı Dönemi: Tebdili Mekanda Heyecan Vardır

Balayı sürecinde, eski ve yeni kültürün farklılıklarına romantik bir gözle bakılıyor ve seyahate çıkmış bir kişinin meraklı heyecanıyla yaklaşılıyor. Örneğin; yeni bir ülkeye taşınmak beraberinde yeni bir mutfak kültürüyle ve yeni yemek tarifleriyle hatta yeni meyve ve sebzelerle da tanışmayı beraberinde getiriyor. Göçmenler, ilk bir kaç haftayı içeren “balayı” döneminde (sürenin uzunluğu kişiden kişiye, kültürden kültüre değişebilir) yeni yemekleri, yeni adetleri, yerel halkın günlük alışkanlıklarını meraklı bir gözle izliyorlar ve genellikle heyecanlandıkları, büyülendikleri bir dönem oluyor.

2 – Endişe Dönemi: Ben Buraya Ait Değilim!

Taşındıktan belli bir süre sonra, bireyden bireye değişmekle birlikte yaklaşık 3 ay boyunca, eski ve yeni kültür arasındaki farklılıklar iyice gün yüzüne çıkıyor ve göçmenleri endişelendirmeye başlıyor. Heyecan yerini korku ve öfke gibi tatsız hislere bırakıyor, olumsuz farklı deneyimlerle karşılaşılması kişinin kendisini yabancı hissetmesine ve verdiği tepkilerin saldırgan olarak algılanmasına yol açıyor. Dil bariyeri, din farklılığı, kamusal hijyen yaklaşımındaki derin farklılıklar, trafik kurallarına, eğitim sistemine, sağlık sistemine uyum(suzluk), alışılan ve özlenen yemeklere ulaşmakta yaşanan zorluklar gibi olumsuz deneyimler göçmenlerin kendilerini çevrelerinden daha kopuk hissetmelerine yol açabiliyor.

Günlük yaşamda karşılaşılan ve daha basit görülen bazı farklılıklar bile daha komplike sorunlara yol açabiliyor; örneğin yıllardır aynı ritimle tıkırında giden vücut saati (sirkadyen ritim) yeni bir saat dilimine alışmaya çalışırken uykusuzluk veya gündüz sersemliği görülebiliyor. Sadece yeni mevsimler ve yeni iklimlerle değil, havada ve suda bile bulunan yeni bir bakteri ve virüs florası ile karşılaşmak bağışıklığı düşürüp sık sık hastalanmalara yol açabiliyor. Hastalıklarla mücadele ederken yeni bir sağlık sisteminde yol bulabilmek, doktorlara ve alıştığımız ilaçlara ulaşımda yaşanan zorluklar mücadele gücünü düşürüp daha fazla strese sebep olabiliyor.

3 – Mücadele Dönemi:  Yıkılmadım, Ayaktayım, Dertlerimle Baş başayım!

Bu dönemde yeni kültürle ilgili şikayetler artıyor, hatta bu şikayetler kendini öfke ve önyargı olarak gösterebiliyor. Neden geldim buraya hissi, acaba hata mı yaptım sorusu tam da bu döneme denk geliyor. Yeni kültür ve eski kültürü kıyaslamalar son hız devam ederken, geride kalan “memleket” ve eski kültür, göçmenlerin kafasında idealize ediliyor, en güzel zamanlar nostaljik bir bakış açısıyla hatırlanıyor. Tüm bunlar normal hatta sağlıklı bir alışma süreci içinde olunduğunun göstergesi.

Alıştığımız çevreden farklı bir çevreye girmek, iletişim becerilerini daha geliştirmek gerekliliği konusunda göçmenlerin omzuna yeni bir yük bindiriyor; özellikle de yeni bir dil öğrenmek gerekiyorsa.

Bu dönemde de en büyük değişiklik yine iletişimde yaşanıyor. Yeni bir kültüre alışmaya çalışan insanlar çoğunlukla yalnız hissediyorlar ve eski kültürlerini, evlerini, arkadaşlarını çok özlüyorlar. Her gün daha önce hiç tanımadıkları yeni insanlarla tanışmak (zorunda kalmak) göçmenleri zorluyor. Özellikle dil bariyeri yaşayan göçmenlerin pazarlık dönemi dil problemi olmayanlara göre daha uzun sürüyor; eski kültürdeki ve yeni kültürdeki vücut dili, jest ve mimik farklılıklarına, ses tonuna, vurgulara, linguistik nüanslara ve mizaha hakim olmak önem kazanıyor.

Dil engeli taşıyanlara ek olarak, geldiği ülkede geniş ailesiyle birlikte veya geniş ailesinin desteğini alarak yaşayan kişilerin mücadele döneminin daha uzun sürdüğü ve bu dönemde daha fazla yalnızlık ve endişe hissettikleri, yeni kültüre alışmak için daha çok baskı altında kaldıkları görülüyor

4 – Alışma Dönemi: Artık “Yabancı” Değilim.

Mücadele dönemini, genellikle 6 ila 12 ay kadar süren Alışma Dönemi izliyor ve tabiri caizse sis perdesi aralanıyor. Bu dönem göçmenlerin yeni bir kültüre alışmaya başladığı, kendisine bir rutin oluşturduğu dönemi ifade ediyor. Hangi durumda ne yapılır, bir problem nasıl çözülür, bir zorluğun üstesinden nasıl gelinir sorularının bir yanıtı oluşmaya başlıyor ve yeni ülke ilk zamanlarda olduğu kadar da “yeni” gelmemeye başlıyor. Eskisi gibi kişi kendini günlük akışa kaptırıyor, herşey daha da normalleşiyor. Göçmenler bu dönemde yeni kültürde problem çözme yetenekleri ile birlikte yeni kültüre dair olumlu bir tutum da geliştiriyorlar. Hatta yeni kültürün bazı noktaları daha anlamlı, daha mantıklı gelmeye başlıyor ve önyargılar ile tepkiler yerini kabullenmeye bırakıyor. Bir iş sahibi olarak yurt dışına taşınanlar veya bir çocuğun bakımından sorumlu olanların, ilk bakışta daha büyük sorumluluk ve stres altında gözükseler de, günlük rutin oluşturmak ve problem çözmek konusunda kendilerini daha çabuk geliştirmek zorunda kaldıkları için Alışma dönemine daha çabuk geçiş yaptıkları düşünülebilir.

5 – Uyum Dönemi: Burası Benim Evim!

Göçmenlerin kendilerini toplumsal hayata rahatlıkla kattıkları uzmanlık dönemine Uyum Dönemi ismi veriliyor. Bu süreçte bireylerin kendine güveni geri geliyor, hatta tekrar kendileri gibi hissetmeye başlıyorlar; yeni deneyimleri ve kendi tercihlerine göre yeni kararlar vermeye başlıyorlar. Kültürlerin farklılıklarını ve benzerliklerini daha gerçekçi bir bakış açısıyla görmeye ve bu farklılıkları şikayet etmeden olduğu gibi kabul etmeye, hayattan keyif almaya karar veriyorlar. Uyum dönemi sonunda göçmenler kendilerini tamamen yeni kültüre ait hissetmek zorunda değiller, eski kültürlerinin etkilerini de pekala taşımaya devam edebilirler. Örneğin kendi aksanlarını, dillerini, dinlerini adetlerini sürdürüyor olabilirler. Bu dönem çoğunlukla “çift kültürlü dönem” olarak da isimlendiriliyor.

Alışmak Sevmekten Daha mı Zor Geliyor? 

Uyum sürecinin, yani ortalamada 1 yılın sonunda, yeni bir ülkeye taşınanların 3 farklı gruba ayrıldığı düşünülüyor:

  • Reddedenler: Bazı insanlar, içinde bulundukları yeni topluma tümüyle entegre olmanın imkansız olduğunu düşünüyorlar ve alışmayı reddediyorlar. Kendilerini içinde bulundukları ülkenin kültüründen ve insanlarından izole etmeyi, yalnız kalmayı, aile içine kapanmayı veya kendi ülkelerinin diasporasından insanlarla beraber olmayı seçiyorlar. Fiziken nerede yaşadıklarından bağımsız olarak, manevi olarak “ghetto”larına çekiliyorlar. Göçmenlerin yarısının tamamen uyum sağlamayı reddettiği düşünülüyor. Bu kişilerin kendi ülkelerine geri döndüklerinde de geri alışma sürelerinin diğer göçmenlere göre daha uzun sürmesi bekleniyor.
  • Benimseyenler: Bazı insanlar tamamen entegre oluyorlar ve yeni kültüre uyum sağlama sürecinde eski kültürlerinin bir çok unsurunu bastırıyorlar, unutuyorlar veya kaybediyorlar. Buna kültürel asimilasyon ismi veriliyor. Göçmen olmakla ilgili fiziki veya manevi bir sorun yaşamıyorlar ve ülkelerine gidip gelmek de onları olumsuz etkilemiyor. Bu kişilere “Benimseyenler” deniyor ve göçmenlerin %30’unu oluşturuyorlar.
  • Dünya Vatandaşları: Bazı insanlar yeni kültürün olumlu gördükleri taraflarını benimserken, eski kültürlerinin olumlu gördükleri taraflarını da korumaya devam ediyorlar. Her bir bireyin kendi özgün kültürel karışım formulünü oluşturduğu düşünülebilir. Bu kişilere “dünya vatandaşı” (cosmopolitan) deniyor ve göçmenlerin %10’unu oluşturuyorlar. Dünya vatandaşı olarak tanımlanan insanların bir gün başka bir kültüre girdiklerinde veya kendi ülkelerine döndüklerinde yine uyum süreçlerinin daha hızlı ve sancısız olacağı düşünülüyor.

Yurt dışında geçirilen süre, medeni hal veya iş durumunda önemli bir değişiklik, çocuk sahibi olmak, eğitim hayatına atılmak, yeni ülkenin diline tamamen hakim olmak gibi önemli değişiklikler alışmayı reddeden bir insanı, topluma entegre olmuş bir bireye dönüştürebiliyor. Ancak, sürecin nasıl sonuçlanacağına ve ne kadar süreceğine dair en büyük etmen, kişinin kendi tutum ve yaklaşımları.

Unutulmaması gereken bir nokta varsa; uzun veya kısa, zor veya kolay bütün göçmenlerin benzer süreçlerden geçtiği. Uyum aşamasında yaşanan gelgitlerin, endişelerin ve kaygıların tamamen normal olduğunu hatırlamak, bu kaygıları bir hata emaresi veya bir beceriksizlik göstergesi olarak görmemek önemli. Yeni bir ülkeye uyum süreci, sancılı da olsa insanların yaşam becerilerini geliştiren önemli deneyimler edinmelerini, yeni kültürlere dair öğrenimlerle birlikte kendi kültürlerini de daha iyi keşfetmelerini ve kendi kişiliklerini de daha iyi tanımalarını sağlıyor. Yurt dışına taşınan insan, gülü severken dikenine katlanmayı değil; hem gülleri hem de dikenleri sevmeyi, gül bahçesini hedeflemek yerine, her gittiği yerde evinin bahçesine bir gül ağacı dikmeyi öğreniyor.

Esra Pencereci – Dublin/ İrlanda

Kaynaklar:

The 4 Stages of Adjusting to a New Culture / The Wanderlanders

Cultural Shock and Adaptation / Michael Winkleman

The Five Stages of Culture Shock: Critical Incidents Around the World / Paul Pederson

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir